TÜRKİYE'NİN GAYRİMENKUL YAYINI

ArkiPARC Bülteni

Period Seçiniz:
Günlük Haftalık
 

Söyleşi

Yazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

"Ne Tasarlarsanız Tasarlayın, Uygulamanın da Aynı Hassasiyette Yapılması Gerekir..."




Deniz Boran: Bize Turkon Holding ve Anadolu Turizm Yatırımları AŞ’den bahseder misiniz?

Özlem Gökçe:
Esas olarak bir denizcilik ve lojistik firması olan Turkon Holding bünyesinde, deniz, kara ve demiryolu nakliyesi firmaları bulunuyor. Büyük tonajlı gemi yapımları gerçekleştiren ve bu konuda liderliği elinde tutan Turkon, 2005 senesinden itibaren turizm ve gayrimenkul sektörüne çok özel bir takım projelerle adım attı. Bu projelerin başında tabii Göcek Portville projesi geliyor. Göcek Portville, öncesinde Yapı Kredi’nin turizm yatırımları firması tarafından geliştirilen ve benim de koordinatörü olarak görev yaptığım bir projeydi. Port Göcek ve Swissotel’in birinci etabını orada gerçekleştirme imkanı bulmuştuk. 2005 senesinde Turkon’a geçmesiyle birlikte proje hızlı bir realizasyon imkanı buldu ve Portville projesinin inşaatına başlandı. İki sene içinde Portville tamamlandı ve satışlara geçildi. Aynı zamanda yine geçen sene Swissotel’in ikinci etabının da inşaatına başlandı. Tabii yaz dönemine inşaat yasağı döneminde projelerle ilgili çalışmalarımız ve ihaleler devam ediyor bir sezonda tamamlayamıyoruz. O yüzden yaz dönemi dinlenmeye çekildik. Projelerle ilgili çalışmalarımız ise devam ediyor. Kış sezonunda inşaata tekrar devam edeceğiz ve 2009’un turizm sezonuna yepyeni bir Swissotel ile başlayacağız.

DB: Turkon’un benzer başka yatırımları da olacak mı?

ÖG:
Turkon, 2005 senesinde Marmaris’te yer alan Select Maris Club Resort’u da satın aldı. Onun da geçtiğimiz üç kış sezonu boyunca baştan aşağı yenilemeleri yapıldı, renovasyon işleri yürütüldü. Bu kış sezonunda, yaklaşık 36 bin metrekareye yakın bir kapalı alanın renovasyonu tamamlandı. Çok üst kalite bir resort otel yaratıldı. Port Göcek, Portville, Swissotel, Amrita SPA’nın yer aldığı Göcek Marina Resort ve Select Maris Club Resort gibi iki özel proje gerçekleştiren Turkon, yine bu nitelikte özel projeler geliştirme hedefindedir.

DB: Hem hizmet sektöründe hem sanayi sektöründe faaliyet gösteren Turkon, yatırımlarını nelere göre belirliyor, yer seçimlerinde nelere dikkat ediyor? Göcek’in seçiminde hangi kriterler göz önüne alındı?

ÖG:
Göcek sadece Türkiye’de değil aslında uluslararası camiada da çok özel bir yere sahip. Bugün kalite açısından baktığınızda Göcek, Saint Tropez olma yolundadır. Henüz o doluluğa gelememiş olsa da doğal güzellikler açısından çok daha üstün bir noktada olduğu kanısındayım. Biz de Göcek’te, bu kaliteyi yaşatabilecek birtakım yatırımların peşindeyiz. Birçok kalite ödülü alan Port Göcek, su kalitesiyle ilgili, birçok yerde örnek marina olarak gösterildi. Onun dışında Swissotel zaten kalitesiyle Türkiye’nin ilk ve en önemli grup otellerinden. Biz bu süregelen çizgiyi devam ettirmek ve o çizgiye Göcek’i taşıyabilmek adına -bu sadece bir proje bazında değil- çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Buradaki çalışmalarımız ile tüm beldenin sosyal hayatını etkilediğimizin de farkındayız. Bir beldeye, böyle bir ürün getirdiğiniz vakit, orada ortaya çıkan diğer ürünler de ister istemez benzer çizgiyi takip ediyor. Hatta bizim projelerimizde kullandığımız birtakım malzemelerin şu anda Göcek’te çok popüler olduklarını görüyoruz. Bir şekilde bizde de aynı malzemeden var diyebilmek insanların çok hoşuna gidiyor. Ve kendiliğinden güzel de bir doku oluşmaya başlıyor.

DB: Portville’yi incelediğimizde konsept projesinin WAT&G tarafından hazırlandığını, diğer mimari çalışmaların ise Optimus Mimarlık tarafından yapılmış olduğunu görüyoruz. Neden iki farklı mimarlık ofisi ile çalıştınız?

ÖG:
Seneler önce Göcek küçücük bir köydü, bu kadar popüler bir yer değildi ama potansiyeli olan bir yerdi. Ve projemiz burada bir turizm kompleksi projesi olarak başladı. İçinde oteli, resortu, marinası, marina çarşısı ve villa kısmı olan bir turizm kompleksi yapılması planlanıyordu. Ancak bizim projeyi hayata geçirme kararı aldığımız 1997-1998 senelerinde Türkiye’de masterplanning bir uzmanlık alanı olarak görülmüyordu. O dönemlerde biz birtakım tasarım önerileri geliştirdik ve bunlara yurtdışında bu tarz projelerde başarı göstermiş, yaptığı mimari tasarımlar uygulanmış mimari grupları davet ettik. WAT&G’den önce iki grupla daha aynı konsept charette çalışmasını yapmıştık. Mimarlık gruplarını buraya davet ettik ve 4-5 gün, çok yoğun ve efektif bir şekilde, onlara yerinde her türlü danışmanlığı vererek çalıştık. Böyle bir süreç sonunda elimizde genel masterplanning adına birtakım alternatifler oluştu. WAT&G ile bu çalışmanın sonuncusunu yapmıştık, verimli bir çalışma oldu. Optimus ise çalışmalarımıza sonradan dahil olan bir isim değil. Bu ön süreç içerisinde. Optimus da bu grubun içinde yer aldı ama konseptin sorumluluğu WAT&G’deydi. İlk kanal fikri de yerinde çalışmalar sırasında ortaya çıktı. Çünkü konumlanmaya baktığınız zaman, bir katma değer ilavesi gerekiyordu.. Kanal, Portville’e su imajıyla girdi, rüzgar kanallarını açmasıyla girdi, denizden gelen esintiyle, gece yansımalarıyla, marinayla Portville’in bağlanması şeklinde girdi. Yani kanal projeye çok büyük katkısı olan çok önemli bir unsur oldu. Bundan sonraki çalışmalarımızı konseptten yola çıkarak bir süre WAT&G ile devam ettik ancak proje durakladı. Projenin 2005 senesinde yeniden güncellenmesi dahil diğer bütün etaplarımızı ise Optimus Mimarlık’la, Cemal Mutlu’yla çalıştık..

Portville’de mimarinin yanı sıra ön plana çıkan peyzaj ve kanal tasarımı önemliydi. Kanalın su kalitesini sürekli sağlamanız, başka türlü problemler çıkmasının önüne geçmeniz gerekiyor. Peyzajda biz yine belli bir aşamaya kadar Derek Lovejoy Partnership Grubu’nun Londra bürosuyla çalıştık. Sonrasındaki çalışmaları Arzu Nuhoğlu Peyzaj Tasarım Ofisi’yle yürüttük. Kanal tasarımını Artı Proje’yle çalıştık. Kanalların hem statik hem mekanik hem de hidrolik çalışmalarını yaptık. Çünkü bütün koyun çalışması ve entegrasyonu açısından hidrolik anlamda bir etüt gerektiriyordu. Ayrıca oradaki su kalitesinin devamlılığı sağlanacak şekilde bir sirkülasyon sistemi oluşturuldu. Peyzajda yine Arzu Nuhoğlu ile yaptığımız çalışmalarda hep doğal malzemelere, yörenin bitkilerine ağırlık verdik. Sanki orada mevcutta bir köy varmış gibi çalıştık, esas amacımız da bunu yaratmaktı. Amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum. Çünkü gerek vaziyet planı, gerek mimari doku anlamında bir site görüntüsünden çok bir köy görüntüsünü yakaladık. Bu bizi çok mutlu etti.

DB: Marina planlama Türkiye’de çok alışık olmadığımız bir şey. Projelendirmede ne tür zorluklarla karşılaştınız?

ÖG:
Çalışmalarımızı bilimsel temeller üzerine oturtmaya özen gösteriyoruz. O anlamda da marinamız gerek temizliğiyle, gerek birtakım sistemleri kullanmaktaki öncü niteliğiyle, gerek kalitesiyle çok ödül aldı. Onları da biz bu çalışmamıza borçluyuz diye düşünüyorum. Çünkü marinada ilk yer seçimi ve planlama yapılırken dahi bütün Göcek koyunda dalga simülasyonuyla hidrolik veritabanı oluşturarak konumu, açıları belirledik. Bunda da sonuç olarak farklı bir dalgakıran sistemi getirdik ki biz o senelerde yaptığımız vakit, bunu uygulamış başka bir firma hemen hemen yoktu. Onun sonucunda marinamız hala güvenlik nedeniyle girişler yasak dense de tekne sahiplerinin girebileceği imkanı sunacak kristallikte su kalitesine sahip. Mavi yengeçler denizin temizliğinin göstergesidir derler, bugün marinaya gittiğinizde mavi yengeçler görürsünüz.. Dalgakıran sistemini marina içerisinde hiçbir şekilde durgun su oluşmayacak şekilde düzenledik. Konumlarının seçimini de doğru yaptığımıza ve hepsinin bize başarı olarak geri döndüğüne inanıyorum.



DB: Portville içerisindeki konut gruplarının farklılıkları hakkında ne diyebilirsiniz? Her biri bizim gördüğümüz villalar gibi midir, oda sayısına göre ayrışıyor mu?

ÖG:
Portville’de çok büyük farklılıklar göstermeyen 11 ayrı tipte ev var. Evler, metrekare bazında, oda sayısı olarak veya tek villa, ikiz villa, dörtlü grup oluşuna göre birtakım ayrımlara giriyor. Bunlarda da biz hep gerek dış görünüş, gerek de içinde kullandığınız malzemeleri seçerken şöyle bir konseptten gittik, bir bütünün parçası olsun, bir referans sistemiyle hepsini donatalım, ama asla birbirinin aynı olmasın istedik. Bir taşı villanın birinde eskitmeli bir şekilde kullandıysak, diğerinde daha geometrik bir formda kullandık. Yani yine aynı taş, aynı renk tonunu gösterdik ama farklı bir şekilde sunduk. Bir komşu, yandaki komşuya gittiği vakit aynı mutfağı görmesini istemediğimiz için iç mekana da bu farklılıkları yansıttık. Şantiyeyle koordinasyonda biraz sıkıntı çektik. Şu an 10 küsur tip mutfak var herhalde, yerleşim olarak da onla çarptığınızda neredeyse birbirinin aynı olan ev yok. Ama baktığınız zaman yine bir bütünlüğün korunduğunu görüyorsunuz. Bütün binalarda doğal malzemeleri seçtik. Dış cepheler doğal ahşap kaplama yapıldı. Bütün zemin katlarda doğal taş kullandık. Parkelerde, yine doğal ahşabı seçtik. Herhangi bir yapay malzemeyi projeye sokmak istemedik. Bazı banyolarda mermer ve doğal taş, bazılarında seramik kullanıldı. Doğanın bir parçası olan ama tüm modern öğeleri de içinde barındıran bir yaşam mekanı yaratıldı.

DB: Projeyi oluştururken belirlediğiniz bir hedef kitle var mıydı?

ÖG:
Proje geliştirirken , muhakkak hedef kitleyi baştan belirlemeniz gerekir. Biz A plus müşteriyi hedef olarak belirledik. Çünkü hem yaptığımız altyapı yatırımları, kullanılan malzemenin kalitesi, belirli bir maliyeti oluşturdu hem de o maliyet işin sürekliliği açısından bir senaryo çerçevesinde geliştirildi. Mesela yanıbaşındaki Swissotel’den, Portville’e hizmet götürmek amaçlı bir altyapı kurduk. Burada Swissotel normal bir site yönetimi gibi de hizmet veriyor ama aynı zamanda eğer isterseniz birtakım otel hizmetlerini de evinize kadar götürebiliyor. Göcek’e ulaşım çok kolay, uçakla bir saatte ulaşıyorsunuz, havaalanından Göcek 17 dakika sürüyor. İstanbul’da Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçme süresinde Göcek’e varabiliyorsunuz. Bu nedenle ikinci ev olarak alınsa da kimse kapatmıyor evini. Sezon da çok uzun. Mart ve Nisan aylarında başlıyor, Aralık ayına kadar gidiyor. Bu sezon süresince, fırsat buldukça ev sahipleri yaz tatilleri dışında, uzatılmış haftasonları tatillerini de muhakkak kullanıyorlar. Swissotel’e, “Perşembe günü geleceğim, havaalanından beni karşılayın, ben gelmeden önce evimin temizliğini ve alışverişimi yapın, evin klimalarını açın ve soğutun, Cuma akşamı da evde küçük bir yemek davetim var, onun için de bana garson ve yemek servisi hazırlayın,” diyebiliyorlar. Bunları Swissotel kalitesiyle evlerinin içine taşıyabiliyorlar. Dolayısıyla böyle bir senaryonun içerisinde böyle bir hedef kitle baştan tanımlandı. Geçen seneden beri satış yaptığımız için, Portville’de şu an yaşam başladı. Belli oranda insanlar evlerini yerleştirdiler ve oradaki hayat bu şekilde devam ediyor.

DB: Tam doluluk oranı yakalandı mı peki?

ÖG:
Henüz evlerin satışı tamamlanmadı.2009 sonuna kadar ki süreyi kapsayan satış projeksiyonumuzun paralelinde bir satış grafiği ile gidiyoruz.

DB: Hepsi birbirinden farklı olan bu evlerin fiyatları da farklıdır diye tahmin ediyoruz, satış fiyatlarındaki aralığınız nedir?
ÖG:
Villa fiyatları 500.000 Euro ile 2.000.000 Euro arasında değişiyor. Metrekareler de çok farklı, konumuna göre, bahçe alanlarına göre fiyatlar da farklılık gösteriyor. Çok organik bir vaziyet planı olduğu için, herkese milimetrik 250 metrekare bahçe verelim gibi bir durum yok. Her şey serpiştirilmiş, hiçbir şey standart değil. Kendi içinde birtakım standartları var ama standart gözükmüyor. Tek elden çıkmış, asker gibi dizilmiş bir vaziyet yok. O nedenle fiyat aralıkları da farklılık gösteriyor tabii ki.

DB: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

ÖG:
Bu sene biz Portville projemiz ile inşaat dalında IPYD tarafından düzenlenen Ulusal Proje Yönetim Ödülü’nü aldık. Küçük bir ekiple bu işlerin yürümesini sağladık ve üstlendik ama bu bizim için çok ciddi bir motivasyon oldu. Ekip olarak proje yönetimine çok inanıyoruz. Çok uzun senelerdir çalışmalarımızı buna dayandırarak yapmaya çalışan bir ekibiz. Belki Turkon bünyesinde 2005’ten beri varız ama ekibimizin bir kısmı zaten önceden birlikte çalışan insanlardan oluşuyordu. Proje yönetiminin daha anlaşılması ve bu tarz çalışmanın daha yaygınlaşmasını arzu ederiz tabii ki. O konuda da örnek olmak istedik aslında. Bu tarz bir proje yönetimi anlayışıyla ve bu kadar küçük bir ekiple ürünler çıkartmak bizim için bir motivasyon oldu.

Bir de tasarımcı ekibi sayarken çalıştığımız inşaat firmasına da değinmek isterim. Çünkü siz ne tasarlarsanız tasarlayın, uygulamanın da aynı hassasiyette yapılması gerekiyor. Biz burada bir ihale sürecinden sonra, Koray İnşaat ile çalışmaya başladık, maliyet artı kâr bazlı bir çalışma sistemimiz oldu. İki firmanın da, gerek Turkon, gerek Koray İnşaat’ın kaliteyi algılamaları ve uygulamaya yönelik arzuları örtüştüğü için çok güzel bir ürün çıktı ortaya. Dil birliğini yaşamak önemli. Kimle çalışırsanız çalışın, bir şey hayal ediliyor ve o hayal gerçekleşiyor, bu gerçekleşirken tasarımcısından uygulamacısına, taşeronuna, malsahibine kadar herkesin aynı hayali görmesi ve aynı dili konuşması gerekiyor. Biz bu dil birliğini yakalayabildiğimiz için çok mutluyuz.

Söyleşi Arşivi
Dönem içindeki gerçekleştirilen söyleşilerin listesi aşağıdadır. Ayrıtılarına ulaşmak istediğiniz söyleşiyi listeden seçiniz