Tarih: 9 Ekim 2008 Kaynak: Referans Yazan: Baturalp Candemir
Bundan yaklaşık bir yıl önce, o zamanlar içinde bulunduğumuz durum şiddetli bir çalkantı mı, yoksa kriz mi sorusuna, geçenlerde batmak üzereyken bir başka banka tarafından satın alınan bankanın CEO'su "Eğer bu bir kriz mi diye sorulmaya başlanmışsa, o zaman krizdir", diyerek karşılık vermişti. O zamanlar, hatta bundan iki ay öncesinde bu kadar derin bir krize girmekte olduğumuzu düşünmüyordu kimse. Ama 2001 krizinden de, Asya-Rusya krizinden de, petrol krizlerinden de daha derin bir krize girmiş durumdayız. Bankaların durumu belirsiz
Dünyanın finans merkezlerinde, bu kadar çok sayıda büyük bankanın batışına tanıklık etmemiştik daha önce. Hala yaşamını sürdürmeye çalışan bazı bankaların hangilerinin merkez bankalarının oluk oluk akıttıkları likidite sayesinde yaşadıklarını bilemiyoruz. Kimse bilmiyor. Diğer bankaların durumunu bilmeyen bankalar birbirlerine borç vermiyor. Adı piyasalarda riskli banka diye geçenler, hemen bir açıklama yaparak, finansman ihtiyacı olmadığını, zor durumda olmadığını anlatmaya; mudilerin kaçışına engel olmaya çalışıyor. Bu yetmiyor, pek çok hükümet, tüm bankalardaki tüm mevduatlara tam sigorta vererek, tansiyonu yatıştırmayı hedefliyor. Mevduata tam güvence veren hükümetler, diğerleri tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor; çünkü mevduat güvence vermeyen ülkeden, güvence verene doğru kayıyor. Sonuçta, bugün bir başka ülkeyi mevduata tam güvence verdiği için eleştiren hükümetin, ertesi gün aynı güvenceyi kendisinin de verdiğini görüyoruz. En son Avrupa Birliği'nde belli bir limitin altındaki tüm mevduatın, prim alınmadan sigortalandığı açıklanıyor.
Önlemler yetersiz kalıyor
Bankalar çok ciddi zararlar yazıyor. Daha yazılması gereken tüm zararların yazılmadığı da biliniyor. Sonuçta, bankacılık sistemi sermaye erozyonuna uğruyor. Bazıları ortak alarak, bazıları temettüleri ödemeyerek, sermayesini yükseltmeye çalışıyor. Ancak, banka gibi toplam bilanço büyüklüğüne göre düşük bir sermaye ile çalışan bir şirketin sermayesinde bir erime sözkonusu olduğunda, eksilen sermaye yerine konamıyorsa; o zaman yapılacak tek şey kalıyor: Bilançonun küçültülmesi. Bu da bankacılık sisteminde kredilerin durması demek. Kredilerin durması da, ödeme güçlüğü ve ekonomik aktivitenin yavaşlaması demek. Bir ay içinde alınan siparişlerde büyük düşüşler beklemek gerek. İki-üç ay içinde ise durumun kötüleşme ihtimali, iyileşme ihtimalinden daha yüksek.
Hükümetler ve merkez bankaları hemen hemen her gün şapkadan yeni bir tavşan çıkarıp, krizi hafifletmeye, piyasalarda güveni sağlamaya çalışıyor. Ama hemen hemen her önlemin açıklanmasından sonra piyasalar düşüşle kapanıyor. Bu durum, aslında piyasaların bu önlemleri yeterli bulmadığını ima ediyor. Önlemler doğru yönde atılmış birer adım olarak nitelendirilse bile, piyasanın ateşini söndürmeye yetmiyor. Bir gün yükselerek kapanan piyasa mutlaka birkaç gün kötü performans gösteriyor.
Krizin ikinci aşaması
Krizin ikinci aşamasındayız diye düşünüyoruz. Birinci aşaması, olumsuz haberlerin ağırlıkta olduğu, piyasaların yavaş yavaş irtifa kaybettiği dönemdi. Şimdi çok daha kısa olan ikinci aşamada, hızla piyasaların gerilediğine, paniklediğine tanıklık ediyoruz. Bundan sonra, krizin reel sektör ve hanehalkı tarafından daha yakından hissedileceği, ekonomik aktivitenin dibe yakın seyredeceği, işsizliğin artacağı, piyasada kısa soluklu yükselişler dışında yükselişin görülmeyeceği, 4-5 aydan kısa sürmeyecek bir dönem yaşayabiliriz. Dünya ekonomisinin beşte biri demek olan ABD'de, insanlar emeklilik fonlarındaki 2 trilyon doları, borsadaki toplam varlıklarının üçte birini kaybetmiş durumda. Mali varlıklarının en önemli kısmını oluşturan evlerinin değeri de yüzde 20 (bazı bölgelerde yüzde 50) düşerken, insanlar işlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Dibe dün de vurmuş olsak, iki ay sonra da vuracak olsak, bu ortamda çıkış gelecek yılın ortalarından önce hissedilmeyecek.






